Hak şerleri hayreyler Zannetme ki gayreyler Arif anı seyreyler Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler... Sen hakka tevekkül kıl Tefviz et rahatı bul Sabreyle ve râzı ol Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler... Kalbin ana berk eyle Tedbirini terk eyle Takdirini derk eyle Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler... Hallâk-ı Rahîm oldur Rezzâk-ı Kerim oldur Fa’al-i Hakim oldur Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler... Bir işi murâd etme Olduysa inâd etme Hak’tandır o reddetme Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler... Hep işleri faiktir Birbirine layıktır Neylerse muvafıktır Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler... Sen adli zulüm sanma Teslim ol oda yanma Sabret sakın usanma Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler... Deme şu niçin şöyle Yerindedir o öyle Bak sonunda sabreyle Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler... Hiç kimseye hor bakma İncitme gönül yıkma Sen nefsine yan çıkma Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler... Her dilde O’nun adı Her canda O’nun yâdı Her kuladır imdâdı Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler... Nâçar kalacak yerde Nagâh açar ol perde Dermân olur her derde Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler...
Her kuluna her anda Geh kahr ü geh ihsanda Her anda O bir şanda Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler... Az ye az uyu az iç Ten mezbelesinden geç Dil gülşenine gel göç Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler... Her söyleneni dinle Ol söyleneni anla Hoş eyle kabul canla Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler... Vallahi güzel etmiş Billahi güzel etmiş Tallahi güzel etmiş Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler...
Kalbimize baktık minicik bir fincan.. Senin aşkın sonu olmayan engin bir deniz, uçsuz bucaksız umman. Fincan denize müştak, ummana sevdalı… Aşkın, yaralı kalbimize şifa… Aşkın çok ağır… Kalbimiz şu haliyle bu yükü kaldıracak kalp değil… Bize Senin yükünü, hakkıyla taşıyacak kalp ihsan eyle…ALLAHIM!!!! (Amin)
Sana bu siirimi üc bes nöbetimde Yüregimdeki sızı gozumdeki yasımla Sana olan sevdamın haykırısıyla yazıyorum...
Sana olan sevdama aglayan gözlerim sahit Gecenin zifiri karanlıgında parlayan yıldızlar sahit Nobet yerim, tüfegim, birde candan öte can, Kardes saydıgım tertibim sahit Yine sensiz oldugum bu nöbet yerimde, Mırıldanarak bir turku tutturuyorum sezsizce Sadece seni dusluyerek.sevdıgım yanlız seni,
Sag elimi koyuyorum yuregimin tam ustune , Hayal kuruyorum sanki benimlesin diye Beynimde fırtınalar kopuyor Yüregimin bir yerinde daglar patlarken, Bir yerinde nehirler caglıyor Bir gün kavusacagız diye..
Sana olan sevdama ALLAHIM sahit Damarımda akan kanım, yuregim sahit Nöbet tutarken aklıma gelir amacsız cekip gitmen Ayrıldıgımız o gun Seni severken ayrılmam derken kaybettigim o gun Kanımın dondugu o lanetli gun Seni sevmiyorum dedigin gun Beni yıktıgın o gun ... Ne gordunde eksık bende bu kadar kolay terkettın Sevgimden,saygımdanmı eksiklik hissettin Bu yalan dunyada tek gercegimdin.. Ne oldu ne olduda bu kadar kolay yıktın beni...
Sensiz uzun gecelerde boyle gelecege aglarken ben Kahrolayım senden baskasını sevdiysem eger Sensiz dogan gunese vede geceye Lanet olsun sensız gecen her gunume Ne bilirdim ellerin ellerin olacagını, Ne bilirdim severken kaybedecegimi, Ne bilirdim bilsem bu kadar severmiydim... yazan cahit akay
.
Sen: Karlı dağlarımda açmış çiçeksin Sen: Çiçekli kırlarda ki kelebeksin Sen: Hiçbir zaman yakalayamadığım Sen: Eşi bulunmaz kanatsız meleksin Ben: Olsam senin için bir bal arısı Ben: Koynuna girsem bir gece yarısı Ben: Konuversem kalbinin üzerine Ben: Olsam yüreğinin diğer yarısı
UNUTULMADINIZZZ..!! ♥...♥...♥ Her rüzgâr savuracak bir toz bulur. Her hayal yaşanacak bir can bulur... Her düş gerçekleşecek bir umut bulur... Kolay bulunmayan tek şey güzel bir dostluktur...
Gözlerin arasındaki ilişkiyi biliyor musun? Onlar birlikte göz kırparlar, birlikte ağlarlar, her şeyi birlikte görürler ve birlikte uyurlar. Buna rağmen asla birbirlerini görmezler. Arkadaşlık bunun gibi olmalı. Arkadaşsız hayat cehennem gibidir. Dünyanınen iyi arkadaşı sizlersiniz bir gülüşünüz dünyaya bedel allah emanat olun sevgilerimler
Bir Güneş'imi, bir babamı, bir de terliğimi bırakmıştım geldiğim yerde.
Bir ilkbahar gününde, güller gibi kokan Medine'de dünyaya gözlerimi açmışım. Doğduğum hastahane, Ravza'nın hemen yanı başında olduğu için, duyduğum ilk koku, Sen'in bahçenin gül kokuları olmuş. Babam gelip de, daha kulağıma ezan okumadan, kulaklarım mescidinin ezan sesiyle şereflenmiş. Kırk günlük olduğumda ilk ziyaretimi de Hâne-i Saadet'ine yapmışım. Hemen hemen yaptığım her ilkte, Sen varsın. Daha konuşmayı öğrenmeden, Sen'i sevmeyi öğrenmişim. İlk adımlarımı Ravza'nın mermerlerinde atmış ve Rabb'imle ilk buluşmamı, ilk secdemi Sen'in mescidinde yapmışım. Evini her ziyaret edişimizde Sen'i görmesek bile, varlığını hisseder, evinden her ayrılışımızda da hüzünlenirdik.
Çocuklar evde sıkılınca isterler ki, babaları onları parka, eğlence yerlerine götürsün. Medine'de yaşadığımız sürece, bunları hiç istemedik babamızdan. Canımız sıkılmaz mıydı acaba hiç? Sanırım Medine'deki hiçbir çocuğun canı sıkılmazdı. Çünkü burada hiçbir yerde olmayan Gül Bahçesi ve bahçenin "Biricik Efendisi" vardı. Vaktimizin çoğu, o bahçede geçerdi. Sen'in bahçenin mermerlerine ayakkabıyla basamazdık. Yalın ayak dolaşırdık mermerlerin üstünde. Korkardık belki bahçenin güllerine basmaktan kim bilir. Yazın mermerler ayaklarımızı yakar, bu hoşumuza giderdi. Babama sormuştum bir seferinde:
- Babacığım Medine neden bu kadar sıcak? - Evlâdım, Medine'de iki Güneş var da ondan. - Nasıl olur babacığım, Güneş tek değil mi?
Babam gülerek: - Doğru yavrum, bütün dünyayı ısıtan bir tane Güneş var. Bir de âlemleri aydınlatan ve ısıtan öyle bir Güneş daha var ki; O da (sas) Medine'de olunca sıcaklık iki kat oluyor.
Babamın bu cevabı çok hoşuma gitti. Gerçekten mermerler ayaklarımızı ısıtıyordu; ama Sen'in sıcaklığın içimizi daha çok ısıtıyordu.
Medine'den ayrıldıktan sonra belki ayaklarımız üşümedi; ama içimiz bir türlü ısınmıyor. Çünkü gönlümüzün Güneş'ini orada bırakmıştık. Artık O'nun (sas) evine, bahçesine gidemiyor, mermerlerinde yalın ayak koşamıyorum. Gerçi ışığın tâ buralarda da bizi aydınlatıyor; ama içimi ısıtması için Ravza'na koşmam lâzım.
Bahçende yürürken güzel ezanlar okunurdu, sanki Bilâl-i Habeşi okurdu. Biz de mescide koşar, babamın yanında namaz kılardık. Bazen o an yanımıza usulca bir kedi sokulurdu.
Babam: ‘İncitmeyin sakın, onlar Ebû Hüreyre'nin (ra) kedileri.’ derdi. Biz de onları severdik.
Çarşamba günleri Uhud'a gider, Sen'in çok sevdiğin amcanı ziyaret ederdik. O bizim de amcamızdı. Kardeşlerimle Ayneyn Tepesi'ne çıkar, oradan Uhud'da yatan 70 şehide selâm verirdik. Uhud Dağı'na her baktığımızda, Sen'i orada görür gibi olurduk. Uhud da, Ravza'n gibi gül kokardı. Orası da ayrı bir gül bahçesiydi sanki.
İşte benim yedi senem ki; en değerli, en güzel yıllarım, Sen'in Köyünde, Gül Bahçende, savaştığın yerlerde, Sen'inle dopdolu geçti. Sen'i görmesem de, Sen'inle yaşamaya o kadar alışmıştım ki, yanından ayrılırken, sanki bir parçam orada kalmıştı. Buraları bana gurbet oluverdi. Elimde olsa hemen yanına koşar gelirim, ama hep, "Büyüyünce gidersin." diyorlar. İşte sırf bu yüzden hemen büyümek istiyorum. Yanına gelince büyümüş bile olsam, bahçendeki mermerlerde yalın ayak dolaşacağım. Tâ ki Güneş'im, içimi ısıtıncaya kadar.
Hasretinden, gönlüm üşüyor. Belki hasretin herkesin içini yakar; ama beni üşütüyor işte. Çünkü benim ruhum, doğduğumdan beri, sevginle ısınmaya alışmış. Sıcaklığına o kadar muhtacım ki; ne olur sana gelemesem bile, Sen beni hiç bırakma, evimizi şereflendir, ışığınla gecelerimize nur ol, sıcaklığınla bütün zerrelerimizi ısıtıver. Tıpkı Medine'de iken ısıttığın gibi.
Benim adım Nebi. Bu ismi bana, Sen'i çok seven biri koymuş. Diğer adım, Muhammed. Bu ismi de Köyünde bıraktığımız babacığım vermiş.
Ben de Sen'in gibi babasız büyüyorum. Ama Sen, asla yetimliğimizi hissettirmiyorsun. Medine'den ayrıldığımızdan beri, hep yanıbaşımızdaymışsın gibi hissediyorum. Geceleri korkmadan güvenle uyuyorum. Sen'i tanıdığım ve sevdiğim için Rabb'ime binlerce kez teşekkür ediyorum.
Babamı kabre koyarken, ağabeyimin terlikleri onun kabrine düştü ve orada kaldı. Ben o terlikleri çok kıskandım. Çünkü ağabeyimin terliği hep babamla kalacaktı. Babamı son ziyaret edişimde, ben de kimse görmeden terliğimi babamın kabrine gömüverdim. Benimki de babamla kalsın diye.
Evet, demiştim ya, bir Güneş'imi, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geride. Babam ve terliğim hep oradaydı, gelemezlerdi. Ama Güneş'im hep yanımdaydı. Yetimlerin Efendisi, yetimlerini hiç ışıksız bırakır mıydı? Dünyanın bir ucuna da gitsek, bizi bırakmayacağını biliyordum. Gözümüz, gönlümüz Sen'inle aydınlanır Efendim! Ruhumuz, içimiz sıcaklığınla ısınır.
Rabb'imden hep bana tekrar Sen’in gül bahçenin mermerlerinde yalın ayak koşmayı nasip etmesini diliyorum. Tâ ki aşkınla, sevginle bütün bedenim yanıp kavrulsun. Terliğimi bıraktığım o güzel mekan son durağım olsun.
________________
* Hâdiseyi yazar bizzat yaşamıştır.
SELAMLARIN VEDE DUALARIN EN GÜZLİ ÜZERİNİZE OLSUN...HAYIRLI CUMALAR VEDE HAYIRLI SAHURLAR....
helal olsun Allah razı olsun alanınız çok mükemmel uuzn süreden beri adresime girmiyordum dualarınızı bekliyorum tüm üniversitey egiren mümin ekardeşlerimiz için en sevgiliye emanetsiniz cevap yazamazsam kusura bakmayın benim için yoğun bir ders dönemi olacak çalışmalarınızın devamını diliyorum
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla Göklerde ve yerde olanların tümü, Melik; Kuddüs; Aziz; Hakim olan Allah'ı tesbih eder. (1)
O, ümmîler içinde, kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp-temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir. Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde idiler. (2)
Ve henüz kendilerine ulaşıp-katılmamış olan diğerlerine de (peygamber gönderilmiştir); O (Allah), üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (3)
Bu, Allah'ın dilediğine verdiği fazl (lütuf ve ihsan)ıdır. Allah, büyük fazl sahibidir. (4)
Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu (içindeki derin anlamları, hikmet ve hükümleriyle gereği gibi) yüklenmemiş olanların durumu, koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlayan kavmin durumu ne kötüdür. Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmez. (5)
De ki: "Ey Yahudi olanlar, eğer siz, (bütün) insanlardan ayrı olarak yalnızca sizlerin gerçekten Allah'ın velileri (dost ve sevgili kulları) olduğunuzu öne sürüyorsanız, şu halde ölümü temenni edin; eğer doğru sözlü iseniz (bunu çekinmeden yapın)." (6)
Oysa onlar, ellerinin öne takdim ettikleri dolayısıyla bunu hiç bir zaman temenni edemezler. Allah, zalimleri bilendir. (7)
De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir."
Ey iman edenler, cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah'ı zikretmeye koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. (9)
Artık namazı kılınca, yeryüzünde dağılın. Allah'ın fazlını isteyip-arayın ve Allah'ı çokca zikredin; umulur ki felaha (kurtuluşa ve umduklarınıza) kavuşmuş olursunuz. (10)
Oysa onlar (kendilerini tümüyle Allah'a ve İslam'a teslim etmeyenler) bir ticaret ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah'ın katında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır." (11)